19 Aralık 2017 Salı

Neden ALLAH'a inanıyorum? Evrenin Başlangıcı delili



Neden hiçbir şey yerine bir şey var?  
-Gottfried Wilhelm Leibniz 

Hayattayız,yaşıyoruz,nefes alıyoruz,besleniyoruz,seviyoruz,düşünüyoruz,hissediyoruz ,       peki neden? Biz neden varız? Varoluşun amacı ne? Bizi var eden ne? Neden bu evrendeyiz? Evren neden var? Evren nasıl varolmaya başladı? Bu sorular kafamızın içini kurcalıyor olmalı aksi takdirde ters giden bir şeyler olabilir.

Memnun bir domuz olmaktansa, memnun olmayan bir insan olmak daha iyidir; memnun bir aptal olmaktansa, memnun olmayan bir Sokrates olmak daha iyidir. 
- J.Stuart Mill
Peki bu sorular neden "Tanrı" sonucunu doğuruyor ve bu sorulardan Tanrı'nın varlığı için nasıl bir delil çıkarıyoruz ? O halde varlığa ve evrenin başlangıcına dair beni en çok tatmin eden argüman olan Kelam Kozmolojik Argümana geçebiliriz. Dr.Enis Doko "Ateizm ve Eleştirisi" makalesinde bu delilden şöyle bahseder :

 20. Yüzyılın başlarında Einstein’in geliştirdiği Genel Görelilik Kuramı ile kozmoloji biliminin kapısı açılmış, bunun sonucunda bugün kozmolojinin temel teorisini oluşturan Büyük Patlama Kuramı doğmuştu. Bu kurama göre evren 13.8 milyar yıl önce büyük patlama adı verilen bir açılma ile var olmaya başlamıştı. Bu kuramdan sonra, kozmologların büyük çoğunluğu evrenin bir başlangıcı olduğu fikrini kabul etmişti. Bu gelişme Allah’ın varlığı lehinde, klasik İslâm düşüncesinde Hudûs delili olarak bilinen argümanının, Kelâm Kozmolojik Argümanı (The Kalām Cosmological Argument) adıyla yeniden felsefe sahnesine dönmesine yol açmıştı. Bu argüman öncüller halinde şu şekilde yazılabilir: 
1. Evrenin başlangıcı vardır. 
2. Başlangıcı olan her şeyin bir nedeni vardır. 
3. Evrenin bir nedeni vardır. (1 ve 2)
4. Eğer evreninin bir nedeni varsa bu neden Allah’tır. 
5. Allah vardır.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi birinci öncül, modern kozmolojide genel kanaati yansıtan bir öncüldür. Bu anlamda doğru olma olasılığının, yanlış olma olasılığının üstünde olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hatta bu öncül lehinde çeşitli felsefi argümanlar bile getirmek mümkündür. 1’den başlayıp saymaya başladığını düşünün: 1,2,3,… Ne zaman sonsuza ulaşacaksınız? Cevabı basitçe hiçbir zamandır çünkü her zaman sayacağınız bir sonraki bir sayı olacaktır. Peki sonsuzdan 1’e geri saymak mümkün müdür? Bunun da cevabı hayırdır çünkü sayma yönünü değiştirmek, saymayı kolaylaştırmaz, sonuçta geçilmesi gereken sayı adedi aynıdır. Dolayısıyla 1’den başlayıp sonsuza ulaşamıyorsanız, sonsuzdan başlayıp (sonsuzdan başlamak da ayrı bir sorunlu kavramdır) 1’e de ulaşamazsınız. Sonsuzu bitirmek hangi yönde sayarsanız sayın imkânsızdır. Ancak, eğer evren ezeliyse sizi bu metni okumaya iten olaylar dizisi sonsuz bir zincir oluşturmalıdır. Yani şu ana kadar sonsuz adet olay tamamlanmış olmalıdır. Sonsuz tamamlanamayacağına göre bu mümkün olamaz. Demek ki geçmişteki olaylar dizisi sonsuz olamaz, yani evrenin bir başlangıcı olmalıdır.  

Başlangıcı olan her şeyin bir nedeni olduğunu söyleyen ikinci öncül de doğru gözükmektedir. Modern bilimin birinci öncülü desteklemesinden dolayı bazı ateistler ikinci öncülü reddetme yoluna gitmekte ve evrenin hiçlikten nedensiz bir şekilde ortaya çıktığını iddia etmeye çalışmaktadır. Ancak bu saçmadır. Eğer hiçlik nedensiz bir şekilde evreni yaratabiliyorsa neden başka şeyler yaratmamaktadır? Hiçlik var olan bir şey değildir ve hiçbir özelliği yoktur. Bundan dolayı hiçlik, evreni arabalara ya da televizyonlara tercih edemez. İyi ama hiçlik neden sadece evren çıkardı da başka cisimler mesela arabalar ve televizyonlar çıkarmadı/çıkarmıyor? Hiçbir özelliği olmadığı için hiçlik hiçbir şeyden de etkilenemez. Öyleyse neden odamızda araba ve televizyonların nedensiz kendi kendine çıktığını görmüyoruz? Birinci öncülü reddeden birinin bu soruya verebileceği bir cevabı yoktur. Hiçliğin evreni nedensiz yaratabileceği iddiasının yanlış olma ihtimalinin, doğru olma ihtimalinden daha yüksek olduğu iddiası bu yüzden rahatlıkla savunulabilir. 
Üçüncü öncül ilk iki öncülün mantıksal sonucudur. Bundan dolayı bu iki öncül doğruysa üçüncü öncül kaçınılmaz bir şekilde doğrudur.
 Son olarak dördüncü öncüle göz atalım. Evrenin nedeni nasıl bir şey olmalıdır? Bu neden evrenin yaratıcısı sıfatına sahiptir. İkinci öncülde gösterdiğimiz gibi sonsuz tamamlanamayacağına göre sonsuz nedenler zinciri de olamaz. Dolayısıyla ilk nedenin kendisi nedensiz olmalı ya da neden gerektirecek bir başlangıca sahip olmamalıdır. Eğer onun da bir nedeni ya da başlangıcı olsaydı sonsuz nedenler zinciri (infinite regress/teselsül) problemi oluşurdu. Ockham’ın usturası gereği bu ilk nedenin evrenin tek bir yaratıcısı olduğu söylenebilir. Sonsuz değişimler silsilesi benzer şekilde imkânsız olduğu için bu varlık değişmez olmalıdır. Uzay, zaman ve madde sonradan ortaya çıktığına göre ve değişmeyen bir şey zaman içinde olamayacağına göre ilk neden uzay ve zamandan bağımsız ve maddi olmayan bir şey olmalıdır. Felsefeciler, değişmeyen, maddi olmayan ve zamansız olabilecek iki kavramdan bahsederler: soyut nesneler ve maddi beden sahibi zihinler. Ancak soyut nesneler nedensel ilişkiye giremezler. Dolayısıyla evrenin nedeni maddi beden sahibi olmayan bir zihin olmalıdır. Tüm bu saydığımız sıfatlar Allah’ın sıfatlarıdır ve bundan dolayı evrenin nedeninin Allah olduğu söylenebilir.(1)

Prof. Dr. Caner Taslaman ise "Allah'ın Varlığının 12 Delili" kitabında  Kelam Kozmolojik Argümanından şöyle bahseder :

1- Materyalist-ateist felsefe doğruysa evrenin ezeli olması, teizm doğruysa evrenin başlangıcı olması beklenir. 
2- Evrenin başlangıcı vardır; bunun delilleri şunla-ırdır: 
2-1- Evrenin geçmişinin “tamamlanmış sonsuz” olduğu iddiası çelişkilere yol açacağından mümkün değildir; bu ise evrenin başlangıcı olduğunu gösterir. 
2-2- Entropi yasası evrenin başlangıcı olduğunu gösterir. 
2-3- Big Bang teorisi evrenin başlangıcı olduğunu gösterir. 
3- Sonuçta teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir. 

Düşünce tarihini incelediğimiz zaman, ezeli evren görüşünün materyalist-ateistlerin temel görüşü olduğunu ve onların bu hususu, Allah’ı ezeli olarak kabul eden teizm ile temel ayrılık noktaları olarak gördüklerini anlarız. Örneğin Marks ve Engels gibi ünlü ve etkili materyalist-ateistler, Allah’ın mı maddenin/evrenin mi önce olduğu görüşünün idealizm/teizm ile materyalizm/ ateizm arasındaki en temel farklılık olduğunu ifade etmişlerdir.17 
(17 - Karl Marx ve Friedrich Engels, Felsefe İncelemeleri, Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, İstanbul 1997, s. 22.)
Allah’ın varlığını reddedenler için evrenin tamamen hiçlikten ortaya çıktığını ileri sürmek gibi başka bir alternatif var gibi gözükebilir ama bu sağduyuya olabilecek en zıt iddialardan birini dile getirmek olur. Hiç yoktan bir şeyler ortaya çıkabiliyorsa bazen bilgisayarların, arabaların, fillerin de ortaya çıktığını görmeye şaşırmamak gerekirdi; eğer evren tamamen hiçten ortaya çıkıyorsa her hangi bir şeyin her hangi bir zamanda ortaya çıkmasını normal karşılamak gerekir. Nitekim tarih boyunca materyalist-ateistlerin temel pozisyonu yoktan oluşan bir evreni değil ezeli evreni savunmak olmuştur.(2)

Bu iki argümanı da incelediğimizde herhangi bir mantıksal tutarsızlık görmüyoruz.Özellikle Enis Doko'nun nedensellik argümanına getirilebilecek "evrenin başlangıcında indeterminist bir ortam olduğu"  yönündeki görüşler mantıklı ve tutarlı değildir.Eğer Caner Taslaman'ın argümanındaki 1. maddeye “evrenin ezeli olmadığını kabul ediyoruz" itirazi getirilirse bu materyalizmin temellerinin yıkıldığını gösterir. Eğer yeni temeller evrenin hiçlikten çıktığı yönündeyse bu görüş yine indeterminist  olacak dolayısıyla beraberinde birçok soruyu getirecek, tutarsız olacak ve mantık kurallarına uymayacak.

Son dönemde Celal Şengör tarafından sıkça dile getirilen Anaksimandros'un “Apeiron"
fikri de temelinde nedensellik ilkesine dayanan bir fikirdir. Thales her şeyin  arkhesinin “su" olduğunu söylüyordu, çağdaşı diğer felsefeciler de arkheyi başka  şeylerle açıkladılar. Anaksimandros ise bunların tatmin edici  olmadığını gördu. Eğer su her şeyin arkhesi ise suyun arkhesi neydi? Bu sebepler sonsuza kadar süremezdi. İşte bu düşünceler Anaksimandros'u “apeiron"a yani sonsuz,sınırsız madde düşüncesine itti. Böylelikle ortaya attığı fikir nedensellik ilkesiyle çelişmeyecek ve sonsuz sebepler silsilesini beraberinde getirmeyecekti. Anaksimandros'un Apeiron'unun bilimde de ortaya çıkacağını savunan bu kişiler nedense Ockham'ın usturasına göre çok daha mantıklı olan sonsuz Tanrı fikrini reddetmekte ve kendi içlerinde çelişmektedir.

Özetle,evrenin başlangıcı ile ilgili argümanlar arasında Kelam Kozmolojik Argümanı en tutarlı ve en mantıklı argüman olarak durmakta,argümana getirilen itirazlar ise argümanı çürütememektedir.


Kaynaklar

1 : Dr. Enis Doko , Ateizm ve Eleştirisi
2 : Prof.Dr Caner Taslaman , Allah'ın Varlığının 12 Delili

14 Aralık 2017 Perşembe

Kul-ALLAH ilişkisine farklı bir bakış



Özünde ve işinde iyiliği sonsuz olan ALLAH'ın adıyla,

Geçtiğimiz günlerde kıldığım bir sabah namazının dua ve tefekkür kısmında (son oturuş) ALLAH'ı övmeye ve O'na şükretmeye kelimeler ve cümleler arıyordum.Onun üzerimdeki nimetlerini sayıp bunları bana verdiği için teşekkür etmeyi düşünüyordum.Son zamanlarda da ALLAH'a nida ederken "Efendim" kelimesini sıkça kullanmaya başlamıştım.Bu iki durumun bir araya gelmesi ALLAH'ın bana lütfu üstüne bir lütfu oldu.Bunun neresi lütuf peki?

Ben bu duruma lütuf diyorum çünkü bu beni tefekkürde farklı bir boyuta taşıdı.Düşünün ki bir efendi ve bir kul var.Efendi statüsü gereği ondan üstün ve her zaman ona emreden konumundadır.Kul ise efendisi için bütün gün çalışıp,uğraşıp onun hoşnutluğunu kazanmaya çalışır durumdadır.Bu bizim çevremizde ve tarihi süreçte gördüğümüz klasik toplumsal statülerdir.Ancak kul-efendi ilişkisi konu ALLAH(Rab) ve insan ilişkisi olunca klasik anlayışımıza uymayan bir ilişkiyle karşı karşıya kalıyoruz.

ALLAH yani Efendimiz bizi yaratıyor,bizi anne rahminde kararlı bir yerde büyütüyor(Mürselat/20-21),ihtiyacımızı orada karşılıyor,bizi dünyaya getiriyor,anne ve babamıza bizi büyütmesi ve koruması için içgüdü veriyor,bizi her daim koruyor,kolluyor,gözetiyor,yediriyor,içiriyor,mutluluk ve huzur veriyor,sevgi-saygı ve hazları veriyor,bizi güldürüyor,akıl ve bilinç veriyor,konuşma yeteneği, sonbaharda ağaçları görme yeteneği,kuşların sesini duyma yeteneği,sevdiğiniz insana yahut bir kediye dokunup hissetme yeteneği,vücudumuza muhteşem bir nizam veriyor ki bizim bu nizamın neredeyse hiçbir yerine müdahale etmemize gerek dahi kalmıyor.Özetle, sayısını tahmin dahi edemeyeceğimiz birçok nimet...(hayatınızı gözünüzün önünden bir film şeridi gibi geçirin)

Peki tüm bunları yapan kim? Rabbimiz yani Efendimiz. Efendi kulu için sayısız uğraşlar(nimetler) veriyor,hem de milyarlarca kuluna ayrı ayrı veriyor. Siz hiç kuluna bu emeği veren bir efendi gördünüz mü? Ya da siz hiç kulunu seven ve umursayan bir efendi gördünüz mü?

Peki ya kul? Siz hiç efendisinin hoşnutluğunu aramayan ve onun için bir şeyler yapmayan bir kul gördünüz mü? Ya da Efendisini reddeden bir kul(nimetlere rağmen)? Bu nasıl bir ilişkidir? Kul efendisi için kılını kıpırdatmıyor,Efendi kulu için onun yararına,onun iyiliğine her saniye her an bir iş-oluş gerçekleştiriyor.Sen ne güzel bir efendisin, ey Efendim! Ya sen kul,sen neden bu kadar nankörsün? Hadi sen de Efendin için onun rızası için bir şeyler yapsana elinden ne geliyorsa! Teşekkür et mesela arkadaşına,annene-babana ettiğin gibi.Ve ona kulluk et ve takdir et büyüklüğünü hakkıyla.Bu fakir sussun da Rab konuşsun artık.

14:34 -    O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.
22:66 - Size (ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür. 
55:16 -    O halde siz, Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlıyorsunuz?
2:152 - O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin. 
11:123 -   Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
21:94 -     İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.
53:62 -      Haydi ALLAH'a secde edin, ve O'na kulluk edin. 

Dipnot : Bu yazı aynı zamanda bir özsesleniştir.

Övgü ve şükür sadece ALLAH'adır.

4 Kasım 2017 Cumartesi

Sünnetin tartışılması yasaklandı(!)

Geçtiğimiz günlerde ülkeyi iki dudağı arasında bulunduran kişi , Türkiye'de sünneti tartışmaya açan bazı din adamlarından rahatsızlık duyduğunu belirtti ve kendilerini alenen tehdit etti.Sünnetin tartışılmasını bir neslin ifsadı (bozulması) olarak gördüğünü söyledi, ona göre bu neslin ihyası (dirilişi) sünnet-i seniyye imiş. Bu kişi artık bu ülkede sünnetin tartışılmasını yasaklıyor (!) Engizisyon zihinlerde kuruldu bile...







Hemen akabinde Cuma hutbesine de yansıyor malum kişinin tehditleri.Ve hutbede beyinler güzelce yıkanıyor.Şu hadis yine delil getiriliyor hutbede  :

“Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” 

Pekala ya bu hadisleri ne yapacağız :

Yezid İbnu Erkam (r.a) anlatıyor : Hz. Peygamber (a.s.v) buyurdular ki “Size uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu. Allah’ın Kitabıdır. Semadan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehli Beytimdir. Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınız da bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaktır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün” (K.S. 54 C. 2 S. 328-329 B. 1998 alıntısı Tirmizi, Menakıb 77.(3790) ) 

Resûlullah’a atfen Veda Hüdbesinde : “Mü’minler! Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmayacaksınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’an’dır.” (Buhari. Kitabu’l - Hac cilt 4 sayfa 1648, Ötüken 1987)

Hangisine uyalım şimdi " biz cahil avam tabakası müslümanlar " olarak ?  Ruhban sınıfı bizim için sünneti de içine alan hadisi seçmiş , aksi takdirde "Ehli Beyt bizi nasıl hidayete erdirecek?" sorusu orada hazır, 3. hadis olsa din adamı sınıfı ortadan kalkacak.Devam edelim ne dediler hutbede :

" Biliriz ve iman ederiz ki Peygamberimize iman olmadan tevhit inancı olmaz. Peygamberimizi herkesten ve her şeyden daha çok sevmedikçe kâmil manada mümin olunamaz. Biliriz ve iman ederiz ki onun sahih sünnetine tabi olmadan gerçek anlamda İslam dini yaşanamaz. "
Haşa Peygamberimizi herkesten ve herşeyden (böyle dediklerine göre ALLAH da dahil) çok sevmedikçe mümin olunamıyormuş.Ruhban sınıfı Peygamber sevgisini ALLAH sevgisinin önüne geçirmeyenleri dinden attı.Yetti mi? Yetmedi. Onun "sahih" (bunu da yine ruhbanlar belirleyecek) sünnetine tabi olmayanlarıda İslam dinini yaşayaman kitleler olarak tekfir ettiler.

"Nasıl ki peygambere iman olmadan Allah’a imanın bir geçerliliği yoksa Peygamberimizin örnek hayatı, sireti, sahih sünneti ve hadisleri olmadan da Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamak ve yaşanan bir hayata dönüştürmek mümkün değildir."

Peygamberin sahih sünneti ve hadisleri olmadan Kur'an anlaşılmazmış ve yaşanmazmış.Anlayıp yaşamıyorsak demek ki müslüman değiliz , ruhban sınıfı bizi yine cehenneme gönderme peşinde.

"Şu bir gerçektir ki; dünya ve ahiret saadeti hedefleyen her mümin, Peygamberimiz (s.a.s)’in sahih sünnetine tabi olmak durumundadır."
Yani ruhban sınıfı diyor ki ; "Sünnete tabi olmayanlar ahiretten bir şey beklemesin" , sözün Türkçesi bu.

"Aynı şekilde sünneti itibarsızlaştırmaya ve devre dışı bırakmaya yönelik anlayış ve gayretler de beyhude birer çabadan ibarettir. Unutulmamalıdır ki Allah Resûlü (s.a.s)’in sünnet-i seniyyesi üzerinden ötekileştirici, ayrıştırıcı bir takım söylemler; kardeşliğimizi, muhabbetimizi, birlik ve beraberliğimizi zedeleyecektir."
Kardeşlik ? Muhabbet ? Birlik ? Beraberlik ? Ruhban sınıfı belli ki hayallerindeki " sünnet-i seniyyeli ütopyaya " kafayı epey takmış. Alıntıları burada bırakacağım ileride ALLAH'ın sevgilisi olarak bahsi geçiyordu Peygamberimizin , onu buraya taşımak istemiyorum. Pekala şu tartışılması dahi yasaklanan sünnete bir göz atalım o zaman.Abdestten girelim :

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah’ın ashabı uyurlar, sonra abdest almadan namaz kılarlardı: (Enes’ten bunu rivayet eden) Katade’ye:
“Bu sözü Enes’ten bizzat işittin mi? diye sormuştu:
“Vallahi evet!” diye te’yid etti.” (K.S.3675 C.10 S.466 Akçağ, alıntıları: Müslim, Hayz 125,(376); Ebû Dâvud, Tahâret 80,(200); Tirmizi, Tahâret 58,(78). ) 

Hz. Ali (r.a.) den, Rasûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Dübürün bağı gözlerdir. Kim uyursa ab dest alsın.” (Ebû Dâvûd, K.Tahâre (1), Bab 80 C.1 S.366 H.203 Şamil, ayrıca İbni Mace tahâre 62. )

Malum kişi ve gerçeği gizleyen,gücün yanında duran ruhbanlara soralım.Hangisi Nebevi sünnet ??

Talk İbnu Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına geldik. (Biz huzurlarında iken) bir adam geldi. Sanki o bir bedevi idi.
“Ey Allah’ın Resûlü! dedi, kişi abdest aldıktan sonra zekerine(cinsel organına) değerse ne gerekir (abdesti bozulur mu, bozulmaz mı?)” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verdi:
“O, kendisinden bir parça değil midir?” (K.S. 3671 C.10 S.463 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Tahâret 71,(182,183); Tirmizi, Tahâret 120,(1,101). Bu metin tirmizinindir.

Büsre Bintu Saffan (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Zekerine değen abdest almadıkça namaz kılmasın.” (K.S.3672 C.10 S.464 Akçağ, alıntıları: Tirmizi Tah3aret 61,(82,83,84); Muvatta, Tahâret 58,(1,42); Ebû Dâvud, Tahâret 70,(181); Nesâi, Taharet 118,(1,100). )

Zekere değmek abdest gerektirir mi gerektirmez mi ? Ben avam tabakasından ilim yoksunu bir müslüman olduğum için anlamadım herhalde,ruhban sınıfını dinlemek lazım.


Ebu Hüreyre (Radıyallahu anh)’den nakledildiğine göre, Ebu Hüreyre mescit de abdest alırken yanına Abdullah İbnu Kârız gelir. Ona, Ebu Hüreyre şu açıklamayı yapar: “Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın “Ateşte pişen şeyler yiyince abdest alın” dediğini işittim.” (K.S.3681 C.10 S.472 Akçağ, alıntıları: Müslim, Hayz 90, (532); Nesâi, Tahâret 122,(1,105,106); Tirmizi, Tahâret 58,(79); Ebû Dâvud, Tahâret 76,(194). Bu, Müslim’in lafzıdır. Müslim’de Hz. Aişe’den buna benzer rivâyet mevcuttur. )

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) koyun budu yedi ve namaz kıldı, abdest almadı.”
Buhari'nin bir başka rivayetinde: Tencereden eliyle etli kemik aldı” denmiştir.
Müslimin bir rivayetinde: “Budu kemirdi, sonra namaz kıldı, abdest tazelemedi” denmiştir. (K.S. 3686 C.10 S.474 Akçağ, alıntıları: Buhari, Vudû 50, Et’ime 18, Müslim, Hayz 91,(354); Muvatta, Tahâret 91, (1,25); Ebû Dâvud, Tahâret 75,(187); Nesâi, Tahâret 123,(1,108). )  

Sünnet-i seniyye işleri biraz karışık galiba...

Nesâi’nin bir başka rivayetinde şöyle gelmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) helâdan çıkınca Kur’an okur, bizimle et yerdi. Cenabet halinden başka hiçbir şey O’nunla Kur’an arasına perde olmazdı.” (K.S.3772 C.10 S.548 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvut, Tahâret 91, (229); Tirmizi, Tahâret 111,(146); Nesâi, Tahâret 171,(1,144. )
İbnu Abbâs (radıyallahu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre, O cünüp kimsenin Kur’an okumasında bir beis görmezdi.” ( K.S. 3773 C.10 S.550 Akçağ, alıntısı: Buhâri, Hayz 7 ) 

Bu liste böyle uzar gider... Daha devam etmek isterdim ama malumunuz sünnetin tartışılması yasak, belki başka bir zaman gerçek sünnetin yaşandığı aydınlık günlerde bunlardan bahsederiz.

ALLAH'a emanet olun. 

27 Ekim 2017 Cuma

Hicret ama ... ?

Selam,

Günlük hayatta yaşanılan sıkıntılar , psikolojik buhranlar ve imkansızlıklar... Tüm bunların üstüne, kafamdaki ayetler...

Biz bu Kuran'ı sıkıntı çekesin diye göndermedik. Taha/2

O halde kafamdaki ayetlerin benim canımı sıkması değil beni rahatlatması lazım.

İbrahim pislik(Tevbe/28) putperestlerden sırt cevirdi ve ;

Dedi ki, 'Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterir.' Saffat/99

Musa ve ezilenler ALLAH'ın emriyle göç ettiler ve Lut Peygamber ;

Yemin olsun, Mûsa'ya şöyle vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüt! Denizde onlar için kuru bir yol aç! Size yetişecekler diye korkma, endişelenme.!  Taha/77

Bunun üzerine, Lût, İbrâhim'e inandı. İbrâhim, “Doğrusu ben, Rabbime hicret ediyorum. Şüphesiz O, mutlak güç ve hikmet sahibidir” dedi. Ankebut/26

Ve teslim olmuş gençler de ;

"Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın."  18/16

O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla." 18/10

ALLAH'ın müjdeleri :

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat edenler, Allah katında derecesi en büyük olanlardır. İşte onlardır kurtuluşa erenler. Tevbe/20

Allah yolunda hicret eden sonra öldürülen veya ölenlere gelince elbette Allah onları güzel rızkla rızklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızk verenlerin en hayırlısıdır. Hac/58


ALLAH'ın elçilerini ve inananları örnek alıp hicret gerek..

ALLAH'ın uyarı ve müjdelerini dikkate alıp hicret gerek..


En çok etkilendiğim ayet ise ;

Kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken melekler: 'Ne halde idiniz,' derler. 'Bizler yeryüzünde ezilmiş kimselerdik,' diye cevap verirler. 'ALLAH'ın yeri geniş değil miydi ki oralara göç etseydiniz,' derler. Onların yeri cehennem. O ne kötü bir dönüş noktası. Nisa/97

Kim ALLAH yolunda göç/hicret ederse yeryüzünde barınacak çok yer ve bolluk bulur. Kim ALLAH'a ve elçisine göç etmek için evinden çıkar ve sonra kendisini ölüm yakalarsa, ödülünü vermek ALLAH'a düşer. ALLAH çok bağışlayandır, çok merhametlidir.  Nisa/100


Rabbimiz gerekli garantileri vermiş aklını kullanarak ALLAH yolunda hicret edenler yer de nimet de bulur. O halde çürümüş bir topluluktan neden ALLAH'a hicret etmiyoruz ?  Neden elçiler gibi olamıyoruz, neden bir grup inanan genç gibi " karakter " ortaya koyamıyoruz ? Neden ALLAH'ın hicret ayetlerini unutuyoruz ?

Eğer içinde bulunduğumuz koşullardan rahatsızsak, göç edebiliriz.Üstelik bunun bize artıları da olacak ; yeni nimetler, daha iyi şartlar gibi. Taha/2'de olduğu gibi bu ayetler sıkıntı çekmek için değil,huzur vermek için gönderildi.Hicret esasen birçok sıkıntıdan bizleri kurtaracak bir yol.

Tüm bunlara rağmen bizler göç etmiyor,bahaneler uydurup arkasına saklanıyoruz.

Sahi ben/biz gerçekten teslim olduk mu ? Hicret edecek kadar...


13 Ekim 2017 Cuma

Allah ile ticaret / Allah'ın yardımcısı olmak

İlk bakışta başlık sizi ürkütebilir. “Ne alaka Allah ile ticaret mi yapılır?” yahut “Allah'ın yardımcıya ihtiyacı mi var?" diyebilirsiniz. Demeyin, çünkü bunlar benim iddialarım değil , Allah'ın ayetleridir. Allah ile ticaret ve alışveriş yapabilirsiniz.Ayrica dilerseniz Allah'ın yardımcısı da olabilirsiniz.

Ey inananlar, size, sizi acı azabdan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi?Saff / 10

Rabbimiz bize bir ticaret gösteriyor.Vaadiyse acı azabdan kurtulmak.İlginctir ki önce vaadini ortaya koyuyor, ardından isteğini söylüyor.

Allah'a ve Elçisine inanır, Allah yolunda malınız ve canınızla cihad ederseniz, eğer bilirseniz bu sizin iyiliğinizedir. Saff / 11

Ticaretin bizi bağlayan şartlarının ilki kendisine inanmamiz,yani yapacaklarimizi ve ortaya koyduğumuz emeği gösteriş için , makam , mevki için degil Allah rızası için ve Allah yolunda yapmamiz. Ve  tabiki onun Elçisine inanarak, eğer Elçi'ye  inanmazsak mesaja ulaşamayız,bizzat Allah'ın bize gönderdiği bilgi ile hareket edemez,Allah adına Allah'tan bağımsız uydurduğumuz şeyler ile hareket ederiz.Peki sonra ne yapacağız ? ALLAH yolunda, ALLAH'ın davasında , ALLAH'ın gönderdiği mesajı yaşatmak uğruna cihad edeceğiz. Nedir Cihat ? Dünyaya hakim olmak mı ? Kılıç ile tüfek ile başka kavimlerin yurduna girip kelle uçurmak mı ? Onların dünya hayatına son verip , ahiret için uyarılmalarını önlemek mi ? ALLAH'ın verdiği canı keyfe göre almak mı ? Yeryüzünü kana bulamak mı ? Yoksa cihat toprakları değil de gönülleri fethetmek mi ? İlahi mesajdan habersiz ölü gönülleri diriltmek mi ? İyiye ve güzele , en güzel şekilde davet etmek mi?

 Sen inkârcılara boyun eğme ve onlara karşı bununla(Kur'an) büyük cihad ile cihad et! Furkan/52

İşte cihad kainattaki ayetleri gözlere , vahyi ise kulaklara ve tüm bu beyyineleri/delilleri gönüllere aktarmaktır.Ne ile yapacağız cihadı,cihadımızın silahı ne olacak ? Furkan/52 cevabı veriyor.

Günahlarınızı bağışlar ve sizi içinden ırmaklar akan bahçelere ve Adn bahçelerindeki güzel meskenlere sokar. Büyük başarı işte budur. Saff/12

Ya diğer ödüller nedir , azabdan kurtulmaktan başka işte ayet müjdeleri sıralıyor.Günahları boyunu aşan kullar endişelenmeyecek,eğer bu ticareti hakkıyla yapıyorlarsa,günahları bağışlanacak ve onların meskeni hayalini dahi kuramadıkları saklı bahçeler/cennetler olacak.Ve bu hayattaki  gerçek başarı da işte budur.Bizim başarı saydıklarımız ALLAH nezdinde başarımıymış bir gözden geçirmemiz gerek.

Ey inananlar! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da Havarilere; “Allah’a giden yolda, benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de; “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, onlara düşmanlık yapanlara karşı destekledik. Böylece üstün geldiler. Saff/14

İsa Mesih'in davasında ona ve dolayısıyla ALLAH'a yardım eden Havarilerdeki cesareti,kararlılığı ve amaçlılığı ALLAH son kitabına konuk etmiş,onları bize bir rol model olarak tanıtmıştır , aynı Ensar ve Muhacir rol modelinde olduğu gibi.İşte o Kur'an ayetlerinde Elçiye itaat , Elçiye destek (salat / salavat) onun mesajına ve davasına sahip çıkıp onun yol arkadaşı,yoldaşı olmaktır.Ve ALLAH yardımcılarına mesajı dünyaya hakim kılmayı müjdelemiyor,inananların ve yalanlayanların olacağı gerçeğinin haberini veriyor.Asıl müjdesi ise onları düşmanlık yapanlara karşı üstün tutmak oluyor.

Rabbimiz bizi ALLAH yolunda mücadele eden,uğraşıp didinen, gerekirse malından gerektiğinde canından vazgeçen , inancını/davasını hayatına şahit tutmuş,mücahid ve şehidlerden eylesin. 

Selam üzerinize olsun. 


11 Ekim 2017 Çarşamba

Kur'an okuma ve yorumlama metodları ve öneriler



Selam üzerinize olsun,

Bu yazıda benim Kur'an okuma ve yorumlama metodum üzerine bilgi vereceğim,ve birkaç takip önerisi sunacağım,faydalı olur ALLAH'ın izniyle.Kısaca Kur'an ile tanışmamdan bahsedeyim.Ortalama Müslüman bir ailede doğdum,Anne ve baba tarafım Şii olsada bizim çekirdek aile Sünniydi(şuan mezheplere onlarda karşılar).Oruç ibadeti dışında bir ibadetin gerekliliği yerine getirilmez,Kadir gecesi ve kandiller dışında pek namaz kılınmazdı,ancak dini programlar izlenirdi.Bende ALLAH'a ibadet etmeden ve Kur'an okumadan uzun yıllar geçirdim.Ara sıra Cuma namazına gider,nadiren de Arapçasından(latin harfleriyle) Kur'an'dan Yasin okurdum.Yani ALLAH ve onun kitabı hayatımda yoktu,sadece kimliğimde din hanesinde vardı.Sonrasında bir namaza başlama ve kötü alışkanlıkları bırakma serüvenim oldu(babamdan etkilendiğimi söyleyebilirim). Ancak üniversitede namaz kılmıyor,kaza edip evde kılıyordum.Bunu neden yaptığımı kendim de çok iyi biliyordum,toplum ne der düşüncesiydi bu tam da.

Gel zaman git zaman,Kur'an'ın söylemediği, abdesti bozan bir durumun varlığına dair bir hadisi(burada zikretmeyeceğim) sorgulamaya başladım.Bu hadis yüzünden birçok namaz kaçırdım,hem durum elimde olan bir şey de değildi.Bu yüzden çok sorgulamalar ve zorluklar çektim,namazı bıraktığım düşünülmesin diye (abdestsiz de olduğum için) odaya geçip kılıyormuş havası verdim.Ancak sonra Ali Akın ve Abdulaziz Bayındır'ın Hadisler üzerine şu konuşmasını dinledim,bunun üzerine araştırmaya,sorgulamaya başladım.Sonrasında Kur'an'da ki dine bakmaya ,Kur'an okumaya başladım.İlk okuduğum meal Diyanet Vakfı'nın mealiydi. Gördüm ki Kur'an bambaşka bir kitapmış,hayal ettiğim gibi değilmiş.ALLAH sizinle konuşuyor gibi, ve ALLAH tarafından gönderildiği çok belliydi sanki.20 günde Kur'an'ı notlar alarak bitirdim.Döndüm takıldığım yerlere baktım.Sonrasında güzel insanlarla tanıştım,öneriler kısmında isimlerini belirteceğim. ALLAH'a şükürler olsun yavaş yavaş,üstüne katarak,hataları düzelterek bugün iyi bir duruma geldim.

Bugünkü okuma ve yorumlama metodum ise kısaca maddeler halinde şöyle ;

1-Tek meal üzerinden bir okuma yapmamaya çalışıyorum.

2-Kelime kelime Arapça çevirili internet sayfalarından ya da sözlükten orjinal Arapça'dan kendim düz bir çeviri çıkartıyorum ve 40 küsür Kur'an Mealini karşılaştırmalı okuyorum.

3-Daha sade ve parantezsiz mealleri tercih ediyorum.

4-Ayetleri bağlamında okumaya gayret gösteriyorum,öncesindeki ve sonrasındaki ayetler ve o sure ile olan ilişkisini koparmamak adına.

5-O ayet ile bağlantılı diğer ayetleri bulup beraber değerlendirme yapıyorum,Kur'an'ın bütünlüğünü bozmamak için.(Kur'an'daki sıralamanın kronolojik olmamasından dolayı)

6-Çok net görüşler,yargılar ve hükümlere varmaktan olabildiğince kaçınıyorum.Birden fazla yorumlanabilme kapısını açık bırakıyorum(Kur'an'a genel anlamda uygun olmayan yorumlar hariç).

7-"Ayetler birbirini açıklar." ilkesini benimsiyorum.(Hud/1-2) Ve bu ilkeyi benimseyen tefsir bilginlerinin tefsirlerini okumaya çalışıyorum.

8-Kur'an kavramlarının çok anlamlılığına dikkat ediyorum.Biliyoruz ki bir kavram her yerde aynı anlama gelmez.

9-Kur'an hakkında bilmediğim konuya bilmiyorum diyorum.

10-Ayetlerin hepsinin evrensel olduğuna inanıyorum,yorumlarımda ve okumalarımda buna dikkat ediyorum.



Önerebileceğim kişiler ve kaynaklara gelince ;

Çeviri için Play store'dan " Tevakku Arapça Sözlük " uygulamasını(ücretsiz) indirebilirsiniz,Yine mağazadan "İkra" uygulamasını(ücretsiz) indirerek ya da www.mealler.org adresinden kelime kelime çeviri ve birçok meali takip edebilirsiniz.Ayetler arasındaki bağlantı için kuranasor.com adresini şiddetle tavsiye ederim.Yine kuranmeali.eu adresinden Kur'an'daki bir kelime başka nerede geçmiş (çekimli,çekimsiz) kolayca öğrenip bağlantı kurabilirsiniz.Youtube'dan birçok tefsir dersi dinleyebilirsiniz.(7.maddeye uygun)

Dinlemek için,kitaplarını okumak için önereceğim kişiler ; Mehmet Okuyan,Caner Taslaman,Edip Yüksel,İsrafil Balcı,Mustafa İslamoğlu,Emre Dorman,Bayraktar Bayraklı,Abdulaziz Bayındır,Yaşar Nuri Öztürk,Ali Akın,Sonia Cihangir,İhsan Eliaçık,Saadettin Merdin,Münib Engin Noyan, Hakkı Yılmaz,Servet Bayındır,Muhammed Nur Doğan,Hamdi Kalyoncu,Enis Doko,Alper Bilgili,Fazıl Kayıkçı,Sinan Canan,Vedat Yılmaz,Yahya Şenol,Fatih Orum,Zeki Bayraktar,Fehmi İlkay Çeçen,Hüseyin Kemal Gürger,Erdem Uygan,Ahmet Murat Sağlam,Gürkan Engin ,Kuran Araştırmaları Grubu'dur.Saydığım kişiler için bir sıralama yapmadım.Ayrıca çok net ifade edebilirim ki yukarıdaki kişilerin hiçbirinin müridi ve mukalliti değilim , hepsinin eleştirebileceğim noktaları vardır.Özellikle içlerinde görüşlerinin bir kısmı ciddi tutarsızlıklar taşıyan kişiler var size tavsiyem şu ayeti uygulamanızdır :

Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar.İşte bunlar ALLAH'ın doğru yola ilettiği kimselerdir,akıl sahipleri de onlardır.Zümer/18



Not: Yazılarımın ne kadar okunduğunu bilmiyorum,kafamda çok fazla sayıda konu var bu yüzden ne yazacağıma da karar veremiyorum.Yazılarımda ihtilaflı konulardaki düşüncelerimi mi yazmalıyım yoksa serbest bir şekilde Kur'an ayetlerinden hayata dair çıkarımlarımı mı ? 

ALLAH'a emanet olun,iyilikle kalın ve hoşça kalın.


9 Ekim 2017 Pazartesi

Hadislere yaklaşım metodu ve Dinin kaynağı


Selamlar,

İslam dininin kitabı Kur'andır.Bu kitabın sahibi ise bizzat Rabbimizdir.Bu kitap Peygamberimiz tarafından yazıya geçirilmeden öncede ALLAH'ın sonsuz bilgisinde mevcuttur.Dolayısıyla Kur'an kulaktan kulağa söylenegelmiş,birilerinin aklına gelmesiyle yazıya geçirilmiş bir kitap değildir. Kur'an Alemlerin Rabbi tarafından indirmedir,Peygamberin kalbine gelmiştir.

Şüphesiz Kur'ân, âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Onu Güvenilir Ruh/Ruhul Emin indirmiştir.
Senin kalbine...Uyarıcılardan olman için. Şuara/192-194

Rabbimizin izniyle ve onun sayesinde Peygamber bunu hafızasında tutmakta bir zorluk yaşamamıştır.Aldığı ayetleri insanlara tebliğ etmiştir elçilik görevi gereği.

Yalanlarsanız, sizden önceki toplumlar da yalanlamışlardı. Elçinin görevi ancak tebliğ etmektir.Ankebut/18

Ayetlere hiçbir ekleme ve çıkarma yapmayacağını (elçi oluşundan dolayı) hatta yapamayacağını biliyoruz.

Eğer O bize atfen bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, elbette onu bundan dolayı kıskıvrak yakalardık; sonra da onun şah damarını keser atardık. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.Hakka/44-46

Eldeki en eski Kur'an nüshaları Karbon 14 testlerine göre Peygamberin yaşamının son yılları ve sonrasına ait.Ancak henüz ulaşılamayan daha eski nüshalar olduğunu,dolayısıyla İslam dünyasının arkeolojiye yeterli önemi göstermediğini düşünüyorum. Bahsini ettiğim en eski nüshanın bizzat Muhammed Peygamberimiz tarafından yazıldığını/yazdırıldığını düşünüyorum.Tüm bu süreçlerin sonrasında da elimizdeki bu kutsal kitabın bizzat Sahibi tarafından korunacağının/korunduğunun garantisini alıyoruz(Hicr/9).Kur'an hakkındaki genel yanılgıları düzelten bu girişten sonra dinin kaynağı konusuna geçebiliriz.

Allah katında din İslâm'dır...Ali İmran/19

 İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi.Ali İmran/67

Kendilerine okunduğu zaman, 'Ona inandık. Bu, Rabbimizden gelen gerçektir. Zaten biz ondan önce de müslümanlar idik,' derler.Kasas/53

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü üzere İslam dini ALLAH katında tek gerçek dindir,O'nun tarafından oluşturulmuş ve başından beri tüm insanlığa doğru yolu göstermek  için gönderilmiştir.Bu yönden dinin yaratıcısı da sahibide Rabbimizdir.Tüm kararları veren de(HAKİM) tabi ki sonsuz bilgi sahibi olan(ALİM), ALLAH olmalıdır.İşte bu hakikati unutan birçok topluluk dinlerine başka varlıkları sokuşturarak,onları dinde karar mekanizması yaparak,onları dinde kutsal bir konuma getirerek dinin tek sahibi ve kanun koyucusu olan ALLAH'a farkında olarak ya da olmayarak ortaklar uydurmulardır.Bu ortaklar kimi zaman altından bir buzağı kimi zaman birkaç heykel olurken kimi zamanda yaşayan yahut ölmüş din adamları olmuştur(konuyla alakalı daha detaylı bilgiyi ALLAH'a inanmak yeterli mi ve Rab edinmek üzerine yazılarımda bulabilirsiniz).Maide suresi 3.ayeti din üzerinden şirke düşülmesi konusunu kesinlikle kapatmıştır.


 Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, yırtıcı hayvanların yediği hayvanlar ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna, dikili taşlar üzerinde boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler sizin dininizden ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayınız, benden korkunuz. Bugün dininizi sizin için tamamladım, nimetlerimin tamamını size bahşettim ve sizin için din olarak İslâm'ı uygun gördüm. Günaha gönüllü koşmaksızın kim hayati bir zaruretten dolayı zorda kalırsa, iyi bilsin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.Maide/3

Ayetin indiği gün din Rabbimiz tarafından, kısa ve öz bir biçimde en güzel halinde insanlığı doğruya ve iyiye iletmek üzere evrensel bir mesaj olarak tamamlanmıştır.Bu yüzdendir ki İslam dininin tek kaynağı, dinin tek Sahibi tarafından gönderilen Kur'an olmalıdır.
Muhammed Peygamberimizin(a.s) elçilik yılları ve ölümünden sonraki takip eden yıllar dinde tek kaynağın Kur'an olarak kabul edildiği ve bu düşünceyle yaşandığı yıllar olmuştur(hadis yazdırılmaması ve yazılmasının yasaklanması).Ancak malesef ilerleyen süreçte Müslümanlar sanki Kur'an din konusunda yetersizmiş gibi Peygamberin hayatını ve onun tüm sözlerini derlemeye koyulmuşlardır.Bu kişiler Peygamberin kişisel tercihlerini (sakal bırakmak),devlet başkanı, eş, baba ve bir insan olarak verdiği kararları (elçilik dışı) ve onunda içinde bulunduğundan dolayı uyduğu toplumsal örf ve adetleri Peygamberin sünneti(kanunu,yolu) olarak takdim etmişler,Elçinin öğrettisinin kendisine vahiy olunandan başka bir sey olmadığını unutmuşlardır.Birbirlerinden duydukları sözleri 7-8 kişilik rivayet zincirleriyle aktarmış bunların adına da (tevafuk eseri!) literatürde " hadis " demişlerdir.


Allah sözün/hadisin en güzelini birbirine benzeyen ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine karşı yumuşar. Bu Allah'ın hidayetidir. Dilediğini bununla hidayete eriştirir. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.Zümer/23


Yemin olsun ki, onların kıssalarında, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, öncekileri doğrulayıcı, her şeyi açıklayıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.Yusuf/111

Daha sonra bu hadisler kitaplarda durmakla,kulaktan kulağa gezmekle kalmamış birer dini hüküm halini almıştır.Tam da bu noktada "tamamlanan din" üzerine onbinlerce ekleme yapılmış,bununla da kalmayıp Kur'an ayetleri birer birer neshedilmiştir(kaldırılmıştır).Hadisleri yorumlayan bir din adamı sınıfı ortaya çıkmış, bu sınıf eldeki malzemeden neredeyse her konuda dini hüküm üretmiştir,dini gruplara (mezheplere) ayırmış, paramparça ve karmakarışık etmişlerdir.Din hakkında ALLAH hariç herkes bir söz söylemiş ama ALLAH'ın söz söylediği kitap arkaplana atılmıştır.

Elçi de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."Furkan/30

Daha fazla detaylara girmeden, durum bu iken karşımıza çıkan " hadislere karşı nasıl bir yaklaşım benimsemeliyiz " konusunda 3 tür yaklaşım gözlemledim,bunlar listelemek gerekirse :

1.Hadislerin "hadis ilmi" çerçevesinde ele alınması ve önemli bir kısmının kabul edilmesi gerekliliği üzerine kurulmuş Sünni yaklaşım metodu
2.Hadislerin doğru olup olmadığını hadis ilminden çok "Kur'an çerçevesinde" değerlendirilmesi ve uygun olanların kabul edilmesi gerekliliği üzerine kurulmuş yaklaşım metodu
3.Hadislerin toptan kabul edilmesi ve toptan reddedilmesi gerekliliği üzerine kurulmuş yaklaşım metodları

Şahşi kanaatimce yukarıdaki tüm yaklaşım tarzları bazı sorunları beraberinde getirecektir.En doğrusunun ise tüm bunların bir rivayet olarak kabul edilmesi, herhangi bir şekilde doğruluğunun sınanamayacağından dolayı bunların arı duru dine bulaştırılmaması olacağını düşünüyorum.Bunların içerisinde tarihi bir olay olarak anlatılanların "tarihi kaynak" olarak kabul edilebileceğini(dinin içine katmamak şartıyla) düşünüyorum.Ancak yine bu rivayetlerin içerisinde bulunan mucize isnadları,Peygambere yapılan insanlık dışı hakaretlerin,Peygamberin söylemeyeceğini bildiğimiz(güzel ahlak üzere ve alemlere rahmet olması dolayısıyla) şeylerin ve Kur'an'ın haricindeki din kurallarının reddedilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu yaklaşım tarzını benimsememin nedeni yukarıda ve aşağıda alıntıladığım Kur'an ayetlerinden geliştirdiğim düşünce tarzındandır.

Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiç bir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilir.10/36

Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez. 53/28

Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. 49/12

Eğer zan, kesinlik ifade etmeyen söz ve düşünceler ise hadisler birer zan ürünüdür.Zannı dine bulaştırmak bir müslümana yakışmaz.Zan hakikat adına bir şey ifade etmez.Gaybın haberleri Kur'an'da ALLAH tarafından açıklanmıstır,fazlasını kurcalamaya gerek yok.

İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları sen de bilmiyordun, toplumun da... Artık sabırlı ol! Sonuç, takvaya sarılanlarındır.Hud/49

Ve Kur'an iman nedir kitap nedir bilmeyen bir kulu Peygamber terbiyesine sokan tanrısal bir mesajdır.O halde Peygamberimiz Muhammed(as) Peygamberlik görevine layık olabilmek insanlara örnek olabilmek için kendi özlü sözlerini kendi öğretisini mi üretti yoksa en güzel hadisin/sözün/öğretinin peşinden mi gitti ?

İşte böylece sana da emrimizden bir ruh(Kur'an,ilahi mesaj) vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin. Şura/52

ALLAH'ı selamı ve rahmeti üzerinize olsun.Hoşçakalın.