peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2017 Cumartesi

Sünnetin tartışılması yasaklandı(!)

Geçtiğimiz günlerde ülkeyi iki dudağı arasında bulunduran kişi , Türkiye'de sünneti tartışmaya açan bazı din adamlarından rahatsızlık duyduğunu belirtti ve kendilerini alenen tehdit etti.Sünnetin tartışılmasını bir neslin ifsadı (bozulması) olarak gördüğünü söyledi, ona göre bu neslin ihyası (dirilişi) sünnet-i seniyye imiş. Bu kişi artık bu ülkede sünnetin tartışılmasını yasaklıyor (!) Engizisyon zihinlerde kuruldu bile...







Hemen akabinde Cuma hutbesine de yansıyor malum kişinin tehditleri.Ve hutbede beyinler güzelce yıkanıyor.Şu hadis yine delil getiriliyor hutbede  :

“Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” 

Pekala ya bu hadisleri ne yapacağız :

Yezid İbnu Erkam (r.a) anlatıyor : Hz. Peygamber (a.s.v) buyurdular ki “Size uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu. Allah’ın Kitabıdır. Semadan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehli Beytimdir. Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınız da bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaktır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün” (K.S. 54 C. 2 S. 328-329 B. 1998 alıntısı Tirmizi, Menakıb 77.(3790) ) 

Resûlullah’a atfen Veda Hüdbesinde : “Mü’minler! Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmayacaksınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’an’dır.” (Buhari. Kitabu’l - Hac cilt 4 sayfa 1648, Ötüken 1987)

Hangisine uyalım şimdi " biz cahil avam tabakası müslümanlar " olarak ?  Ruhban sınıfı bizim için sünneti de içine alan hadisi seçmiş , aksi takdirde "Ehli Beyt bizi nasıl hidayete erdirecek?" sorusu orada hazır, 3. hadis olsa din adamı sınıfı ortadan kalkacak.Devam edelim ne dediler hutbede :

" Biliriz ve iman ederiz ki Peygamberimize iman olmadan tevhit inancı olmaz. Peygamberimizi herkesten ve her şeyden daha çok sevmedikçe kâmil manada mümin olunamaz. Biliriz ve iman ederiz ki onun sahih sünnetine tabi olmadan gerçek anlamda İslam dini yaşanamaz. "
Haşa Peygamberimizi herkesten ve herşeyden (böyle dediklerine göre ALLAH da dahil) çok sevmedikçe mümin olunamıyormuş.Ruhban sınıfı Peygamber sevgisini ALLAH sevgisinin önüne geçirmeyenleri dinden attı.Yetti mi? Yetmedi. Onun "sahih" (bunu da yine ruhbanlar belirleyecek) sünnetine tabi olmayanlarıda İslam dinini yaşayaman kitleler olarak tekfir ettiler.

"Nasıl ki peygambere iman olmadan Allah’a imanın bir geçerliliği yoksa Peygamberimizin örnek hayatı, sireti, sahih sünneti ve hadisleri olmadan da Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamak ve yaşanan bir hayata dönüştürmek mümkün değildir."

Peygamberin sahih sünneti ve hadisleri olmadan Kur'an anlaşılmazmış ve yaşanmazmış.Anlayıp yaşamıyorsak demek ki müslüman değiliz , ruhban sınıfı bizi yine cehenneme gönderme peşinde.

"Şu bir gerçektir ki; dünya ve ahiret saadeti hedefleyen her mümin, Peygamberimiz (s.a.s)’in sahih sünnetine tabi olmak durumundadır."
Yani ruhban sınıfı diyor ki ; "Sünnete tabi olmayanlar ahiretten bir şey beklemesin" , sözün Türkçesi bu.

"Aynı şekilde sünneti itibarsızlaştırmaya ve devre dışı bırakmaya yönelik anlayış ve gayretler de beyhude birer çabadan ibarettir. Unutulmamalıdır ki Allah Resûlü (s.a.s)’in sünnet-i seniyyesi üzerinden ötekileştirici, ayrıştırıcı bir takım söylemler; kardeşliğimizi, muhabbetimizi, birlik ve beraberliğimizi zedeleyecektir."
Kardeşlik ? Muhabbet ? Birlik ? Beraberlik ? Ruhban sınıfı belli ki hayallerindeki " sünnet-i seniyyeli ütopyaya " kafayı epey takmış. Alıntıları burada bırakacağım ileride ALLAH'ın sevgilisi olarak bahsi geçiyordu Peygamberimizin , onu buraya taşımak istemiyorum. Pekala şu tartışılması dahi yasaklanan sünnete bir göz atalım o zaman.Abdestten girelim :

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah’ın ashabı uyurlar, sonra abdest almadan namaz kılarlardı: (Enes’ten bunu rivayet eden) Katade’ye:
“Bu sözü Enes’ten bizzat işittin mi? diye sormuştu:
“Vallahi evet!” diye te’yid etti.” (K.S.3675 C.10 S.466 Akçağ, alıntıları: Müslim, Hayz 125,(376); Ebû Dâvud, Tahâret 80,(200); Tirmizi, Tahâret 58,(78). ) 

Hz. Ali (r.a.) den, Rasûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Dübürün bağı gözlerdir. Kim uyursa ab dest alsın.” (Ebû Dâvûd, K.Tahâre (1), Bab 80 C.1 S.366 H.203 Şamil, ayrıca İbni Mace tahâre 62. )

Malum kişi ve gerçeği gizleyen,gücün yanında duran ruhbanlara soralım.Hangisi Nebevi sünnet ??

Talk İbnu Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına geldik. (Biz huzurlarında iken) bir adam geldi. Sanki o bir bedevi idi.
“Ey Allah’ın Resûlü! dedi, kişi abdest aldıktan sonra zekerine(cinsel organına) değerse ne gerekir (abdesti bozulur mu, bozulmaz mı?)” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verdi:
“O, kendisinden bir parça değil midir?” (K.S. 3671 C.10 S.463 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Tahâret 71,(182,183); Tirmizi, Tahâret 120,(1,101). Bu metin tirmizinindir.

Büsre Bintu Saffan (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Zekerine değen abdest almadıkça namaz kılmasın.” (K.S.3672 C.10 S.464 Akçağ, alıntıları: Tirmizi Tah3aret 61,(82,83,84); Muvatta, Tahâret 58,(1,42); Ebû Dâvud, Tahâret 70,(181); Nesâi, Taharet 118,(1,100). )

Zekere değmek abdest gerektirir mi gerektirmez mi ? Ben avam tabakasından ilim yoksunu bir müslüman olduğum için anlamadım herhalde,ruhban sınıfını dinlemek lazım.


Ebu Hüreyre (Radıyallahu anh)’den nakledildiğine göre, Ebu Hüreyre mescit de abdest alırken yanına Abdullah İbnu Kârız gelir. Ona, Ebu Hüreyre şu açıklamayı yapar: “Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın “Ateşte pişen şeyler yiyince abdest alın” dediğini işittim.” (K.S.3681 C.10 S.472 Akçağ, alıntıları: Müslim, Hayz 90, (532); Nesâi, Tahâret 122,(1,105,106); Tirmizi, Tahâret 58,(79); Ebû Dâvud, Tahâret 76,(194). Bu, Müslim’in lafzıdır. Müslim’de Hz. Aişe’den buna benzer rivâyet mevcuttur. )

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) koyun budu yedi ve namaz kıldı, abdest almadı.”
Buhari'nin bir başka rivayetinde: Tencereden eliyle etli kemik aldı” denmiştir.
Müslimin bir rivayetinde: “Budu kemirdi, sonra namaz kıldı, abdest tazelemedi” denmiştir. (K.S. 3686 C.10 S.474 Akçağ, alıntıları: Buhari, Vudû 50, Et’ime 18, Müslim, Hayz 91,(354); Muvatta, Tahâret 91, (1,25); Ebû Dâvud, Tahâret 75,(187); Nesâi, Tahâret 123,(1,108). )  

Sünnet-i seniyye işleri biraz karışık galiba...

Nesâi’nin bir başka rivayetinde şöyle gelmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) helâdan çıkınca Kur’an okur, bizimle et yerdi. Cenabet halinden başka hiçbir şey O’nunla Kur’an arasına perde olmazdı.” (K.S.3772 C.10 S.548 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvut, Tahâret 91, (229); Tirmizi, Tahâret 111,(146); Nesâi, Tahâret 171,(1,144. )
İbnu Abbâs (radıyallahu anhumâ)’dan rivayet edildiğine göre, O cünüp kimsenin Kur’an okumasında bir beis görmezdi.” ( K.S. 3773 C.10 S.550 Akçağ, alıntısı: Buhâri, Hayz 7 ) 

Bu liste böyle uzar gider... Daha devam etmek isterdim ama malumunuz sünnetin tartışılması yasak, belki başka bir zaman gerçek sünnetin yaşandığı aydınlık günlerde bunlardan bahsederiz.

ALLAH'a emanet olun. 

27 Ekim 2017 Cuma

Hicret ama ... ?

Selam,

Günlük hayatta yaşanılan sıkıntılar , psikolojik buhranlar ve imkansızlıklar... Tüm bunların üstüne, kafamdaki ayetler...

Biz bu Kuran'ı sıkıntı çekesin diye göndermedik. Taha/2

O halde kafamdaki ayetlerin benim canımı sıkması değil beni rahatlatması lazım.

İbrahim pislik(Tevbe/28) putperestlerden sırt cevirdi ve ;

Dedi ki, 'Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterir.' Saffat/99

Musa ve ezilenler ALLAH'ın emriyle göç ettiler ve Lut Peygamber ;

Yemin olsun, Mûsa'ya şöyle vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüt! Denizde onlar için kuru bir yol aç! Size yetişecekler diye korkma, endişelenme.!  Taha/77

Bunun üzerine, Lût, İbrâhim'e inandı. İbrâhim, “Doğrusu ben, Rabbime hicret ediyorum. Şüphesiz O, mutlak güç ve hikmet sahibidir” dedi. Ankebut/26

Ve teslim olmuş gençler de ;

"Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın."  18/16

O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla." 18/10

ALLAH'ın müjdeleri :

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat edenler, Allah katında derecesi en büyük olanlardır. İşte onlardır kurtuluşa erenler. Tevbe/20

Allah yolunda hicret eden sonra öldürülen veya ölenlere gelince elbette Allah onları güzel rızkla rızklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızk verenlerin en hayırlısıdır. Hac/58


ALLAH'ın elçilerini ve inananları örnek alıp hicret gerek..

ALLAH'ın uyarı ve müjdelerini dikkate alıp hicret gerek..


En çok etkilendiğim ayet ise ;

Kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken melekler: 'Ne halde idiniz,' derler. 'Bizler yeryüzünde ezilmiş kimselerdik,' diye cevap verirler. 'ALLAH'ın yeri geniş değil miydi ki oralara göç etseydiniz,' derler. Onların yeri cehennem. O ne kötü bir dönüş noktası. Nisa/97

Kim ALLAH yolunda göç/hicret ederse yeryüzünde barınacak çok yer ve bolluk bulur. Kim ALLAH'a ve elçisine göç etmek için evinden çıkar ve sonra kendisini ölüm yakalarsa, ödülünü vermek ALLAH'a düşer. ALLAH çok bağışlayandır, çok merhametlidir.  Nisa/100


Rabbimiz gerekli garantileri vermiş aklını kullanarak ALLAH yolunda hicret edenler yer de nimet de bulur. O halde çürümüş bir topluluktan neden ALLAH'a hicret etmiyoruz ?  Neden elçiler gibi olamıyoruz, neden bir grup inanan genç gibi " karakter " ortaya koyamıyoruz ? Neden ALLAH'ın hicret ayetlerini unutuyoruz ?

Eğer içinde bulunduğumuz koşullardan rahatsızsak, göç edebiliriz.Üstelik bunun bize artıları da olacak ; yeni nimetler, daha iyi şartlar gibi. Taha/2'de olduğu gibi bu ayetler sıkıntı çekmek için değil,huzur vermek için gönderildi.Hicret esasen birçok sıkıntıdan bizleri kurtaracak bir yol.

Tüm bunlara rağmen bizler göç etmiyor,bahaneler uydurup arkasına saklanıyoruz.

Sahi ben/biz gerçekten teslim olduk mu ? Hicret edecek kadar...


19 Haziran 2017 Pazartesi

İbrahim'in babasıyla mücadelesi ve yumuşak huyluluğu




Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir hanîf olarak Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi. Nahl/120


İbrahim'le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah'a, yalnız Allah'a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır." Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: "Senin için hep af dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!" Mümtehine/4


Ayetlerde Rabbimiz İbrahim(as)'ın bir ümmet olduğunu,hanif olduğu Allah'a yönelip,eğildiği ve müşriklerden olmadığını belirtiyor.Kur'an'da bir çok yerde yaşadıkları anlatılan İbrahim Peygamberimiz kavmine karşı gerçekten zorlu bir mücadele vermiştir.Bu mücadele yalnızca müşrik(Allah'a ortak koşan) kavmine karşı değildi.O da Nuh Peygamber ve Lut Peygamber gibi ailesinden de imtihana çekildi(Tahrim/10,Hud/42,43).İbrahim Peygamberin bu yönden imtihanı belki biraz daha zordu,çünkü onun babası bir müşrikti.İbrahim Peygamberimiz ise yumuşak huyluydu.Ayetler ile bu mücadeleyi ve yaşanan duyguları görelim.


Kitap'ta İbrahim'i de an. O, özü sözü doğru bir peygamberdi. Meryem/41

Hani, babasına demişti ki: "Babacığım; işitmeyen, görmeyen, sana hiçbir yarar sağlamayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?" Meryem/42

"Babacığım, bana ilimden, sana ulaşmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim." Meryem/43



İbrahim Peygamber babasına tebliğ ediyor,hakikatleri açık-seçik ortaya koyuyor.İşitmeyen,görmeyen,hiçbir yarar sağlayamayan varlıklara kulluk etmesinin mantıksızlığını hatırlatıyor.Hatırlatıyor çünkü esasen her tebliğ bir hatırlatmadır.Rabbimiz kitapları için "Zikir" ifadesini kullanır,yani "hatırlatıcı".Neden hatırlatıcı,neyi hatırlatıyor?Unutulan yahut üstü örtülen,tahrif edilen gerçeğin bilgisini.Şeytan'ın unutturduğu gerçeğin bilgisi.



Genç adam dedi: "Bak sen şu işe, hani kayaya sığınmıştık ya, işte o sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan, şeytandan başkası değildi. Balık, denizin içinde acaip bir biçimde yolunu tuttu." Kefh/63





Babasına kendisine ilimden bir nasip verildiğini ifade ediyor,hakikatin bilgisinin verilmesi olsa gerek bu.Ve kendisine uyarak doğru yola ulaşması gerektiğini hatırlatıyor. 




"Babacığım, şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan Rahman'a isyan etmişti." Meryem/44

 "Babacığım, ben sana Rahman'dan bir azap dokunmasından, böylece şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum!" Meryem/45



Kısır bir örüntü,azaba sürükleyen bir örüntü. Şeytana tabi olma,çünkü o Rahman'a isyan etmişti,Rahman'a isyan edene tabi olursan azap dokunur o zaman da şeytanla dost olursun.

 Babası, “Ey İbrâhim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun?” dedi. “Eğer vazgeçmezsen andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!” Meryem/46

Şeytana uyanın hakikatin bilgisine olan inkarı ve inkarının şiddeti.Ve İbrahim Peygamberin karşılığı.

Dedi: "Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır." Meryem/47 


Bu hitabı hatırladınız mı ? Hatırlatayım , hatırlatıcı kitaptan.




Rahman'ın has kulları olan kimseler, yeryüzünde vakarlı bi tevazu ile yürürler ve cahillerle muhatap olduklarında "Selam" der (geçer)ler. Furkan/63


Yaratıcımız olan Allah bu ayet içinde bir örnek,rol model koymuştur.İşte Mümtehine/4'te onda örneklik var dediğinin ayet ile örneği(tek örnek değil daha birçok örnek mevcut). Ve gelelim Allah'tan babası için af dilemesine. 

“Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmemle bedbaht olmam.” Meryem/48



Babası bir müşrik(ortak koşan) olmasına rağmen,ortak koşmak affedilmeyecek bir günah olmasına rağmen af dilemiştir.Allah kitabında buna da vurgu yapıyor ve sebebinden de bashediyor.


İbrâhim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden ötürü idi. Fakat onun, Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Şüphesiz ki İbrâhim, çok yumuşak huyluydu; pek sabırlı idi. Tevbe/114




İbrahim Peygamberimiz her ne kadar sert ve çetin mücadeleler verse de sabırlı olmayı bilmiş,bunun yanında özünün getirdiği bir yumuşak huyluluğu da taşımıştı.Hatta Lut kavminin affedilmesi için Alah'ın gönderdiği elçilerle tartışmıştı.





İbrahim'den korku gidip yerine müjde gelince, Lût kavmi hakkında bizimle tartışır oldu. Hud/74


 İbrâhim cidden yumuşak huylu, duygusal, kendini Allah'a vermiş biri idi. Hud/75


"Ey İbrahim, bundan vazgeç! Gerçek şu ki, Rabbinin kesin talimatı gelmiştir: artık onlar geri dönülmez bir cezaya çarptırıldılar!" dedi.  Hud/76


Bizim için bir örnek teşkil eden İbrahim peygamberi biraz daha yakından tanımaya ugrastık.

Son noktayı Allah'ın ayetleri ile koyalım.

~

O'nun nimetlerine şükrediyordu. Allah onu seçip yüceltti ve dosdoğru bir yola kılavuzladı.

Dünyada ona güzellik verdik, âhirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.


Sonuçta (ey Peygamber), sana da şöyle vahyettik: "Her türlü kötülükten yüz çeviren İbrahim'in inanç sistemine uy; zira o Allah'tan başkalarına ilahlık yakıştıranlardan değildi!"
Nahl 121-122-123

18 Haziran 2017 Pazar

Allah'ın bağışlayıcılığı , dualarımız ve tövbelerimiz


Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve merhamet sahibi olduğumu haber ver!
Hicr/49

Alemlerin Rabbi , tek tanrı olan Allah'ımız,dostumuz,yardımcımız ve dayanağımız elçisi Muhammed Peygamberimize (selam ona olsun) yukarıdaki muhteşem mesajı iletiyor.Aslında her ayet Allah'tan Elçi'ye kullara vermesi için bir haber,ancak ayette özellikle "Haber ver" ibaresini görünce etkilenmemek elde değil.

Allah'tan sizi yaratan Rabbiniz'den haber var ey insanlık! 

Ey bütün gün işini ve ticareti düşünen müslüman abi !

Ey ömrünü çocuklarına adayan müslüman abla !

Ey kendini dünyalık eğlencelere kaptıran genç müslüman !

Ey ölüm kendisine yakın olan müslüman amca ve teyze !

Hala geç mi kaldın sanıyorsun,gittiğin yolun dönüşü yok mu sanıyorsun,merhameti bol Allah'tan ümidi mi kesiyorsun,günahlarım beni aştı artık affedilmez misin sanıyorsun ? Umudunu kesme ve Rabbine yönelip dua et!

De ki: "Duanız/davetiniz yoksa, Rabbim sizi ne yapsın? Yalanladınız; bu yüzden azap kaçınılmaz olacaktır."Furkan/77

Sadece bizler mi,Allah seçtiği elçisi Muhammed Peygamberimize bile emrediyor.

Allah'tan af dile; Allah çok affedici, çok merhametlidir.Nisa/106

Ve kötülük yapanlar Allah'ın kapısı yinede hep açık.

Kim bir kötülük yapar yahut öz benliğine zulmeder de sonra Allah'tan af dilerse Allah'ı çok affedici, çok merhametli bulur.Nisa/110

Ancak tövbe eden, inanan ve yararlı iş yapanlar hariç. Allah onların kötülüklerini iyiliklerle değiştirecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.Furkan/70

Kim tövbe eder ve yararlı iş yaparsa bilsin ki onun tövbesi kesinlikle Allah'a ulaşacaktır.Furkan/71

Sonsuz rahmet sahibi Allah,kullarının tövbesini,af dileyişini işitiyor,ve tövbe ettikten sonra iyi bir müslüman olanların kötülüklerini iyiliklerle değiştiriyor,bu ne kadar yüce bir bağışlama,eşsiz bir lütuf!

Ve ey kendisini temize çıkaran müslümanlar ! Günahım yok,demeyin,gelin af dileyelim Rabbimizden.

 Öyle kişilerdir ki onlar, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O'dur: Hem sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zaman. O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O'dur.Necm/32

Biz benliğimizi laf ile söz ile kuruntuyla değil gerçekten temizleyip arındırınca kurtuluşa eriyormuşuz.Büyük kurtuluşa,gerçek kurtuluşa!

Benliği temizleyip arındıran, gerçekten kurtulmuştur.Şems/9

Ve hiç kuşkumuz olmasın karşılığımızı tam tamına alacağız.

Herkesin yapıp ettiğinin karşılığı tam verilir. O, onların neler yaptıklarını daha iyi bilmektedir.Zümer/70

Ve unutmayalım hatta kibirlenmeyelim,az önceki gibi nefsimizi temize çıkarmayalım,dikkatli olalım biziz Allah'ın affına muhtaç olan.

Ey İnsanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur.Fatır/15

~

Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz.
Gaflet içinde oyalanıp duruyorsunuz.
Haydi! Allah'a secde edip O'na kulluk ediniz!
Necm 60-61-62

17 Haziran 2017 Cumartesi

Yusuf'un ahlakı, örnek bir erkek müslüman olarak Yusuf

                                         
 Yemin olsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinde istek ve arayış içinde olanlar için ibretler/işaretler vardır. Yusuf/7
 Rabbimiz bize Yusuf'un (esenlik ona olsun) kıssasında ibretler olduğunu söylüyor.Bizde en doğru tarihi bilgiyi bulacağımız Allah'ın kitabından Yusuf peygamberimizin ve onun yaşadıklarını öğreniyoruz.Bu yazıda Yusuf peygamberin günümüz erkek ve kadın müslümanlara ahlaki örnekliğini - özellikle iffet konusunda - göreceğiz.

Şanı yüce Rabbimiz şöyle emrediyor erkek inananlara ;

Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. Nur/30
Ve kitabında hem hükmü veriyor hem de bir rol modeli önümüze koyuyor.Hem de nasıl bir rol model kadınların neredeyse bir melek diyeceği kadar yakışıklı ;

Kadın onların oyunlarını işitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yûsuf'a: "Karşılarına çık." dedi. Nihayet Yûsuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini kestiler. Şöyle dediler: "Aman Allahım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!"  Yusuf/31

Şimdi geriye dönüp olaya bakalım.Yusuf peygamberimizin başından ne geçti ve o nasıl bir tepki verdi.

 Yûsuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kilitledi, "Hadi gel!" dedi. Yûsuf: "Allah'a sığınırım, Rabbim beni güzel bir barınağa kavuşturmuştur. Zalimler iflah etmez." dedi. Yusuf/23
Yemin olsun, kadın onu arzulamıştı. Eğer Rabbinin gerçeğe dikkat çeken delilini görmeseydi, o da onu arzulamıştı. Biz böylece ondan, kötülüğü ve fuhşu uzak tutuyorduk. Çünkü o, bizim samimi/seçkin kullarımızdandı. Yusuf/24
Yusuf peygamberimiz tam bir müslüman terbiyesinde bir cevap veriyor ve tepkisini koruyor,iffetsizlikten Rabbinin yasağını çiğnemekten yine Rabbine sığınıyor.Rabbi de ondan kötülüğü ve çirkin işleri uzak tutuyor,muhteşem bir destek ,karşılıklı destekleşme adeta.Biz bir olan Rabbimize sığınırsak,onu hayatımızın merkezine koyarsak,onun emirlerini her türlü dünyevi zevkten öne geçirirsek, o da bize destek olur ve kötülüğü bizden savar. Yusuf peygamberimizin bu sıkıntılı olayı yaşamasının hemen ardından birde iftiraya uğraması var ;
İkisi birden kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyi ile yüzyüze geldiler. Kadın seslendi: "Senin ailene kötülük düşünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir işkence mi?"Yusuf/25
İffetini korumaya çalışan Yusuf peygambere bu iftira atılsada gerçek gün yüzüne çıkacaktı.Devam eden ayetlerde Yusuf'un gömleğinin arkadan yırtılması ,olayda yalnızca kadının bir suçu olduğunu ortaya çıkarıyordu.
Kadın dedi ki: "İşte budur o, hakkında beni kınadığınız. Vallahi, ben onunla gönlümü eğlendirmek istedim de o masum bir tavırla bundan çekindi. Ama, eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa yemin ediyorum hapse tıkılacak ve horlananlardan olacaktır."Yusuf/32
Yûsuf dedi: "Rabbim! Zından benim için bunların beni çağırdığı şeyden daha sevimlidir. Eğer onların oyununu benden uzak tutmazsan onlara meyleder de cahillerden olurum."Yusuf/33


Yusuf peygamber yine müslümanca bir duruş ortaya koyuyor.Zindanı Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri yapmaya tercih ediyor.Biliyor ki Rabbine ihanet etmediği sürece o zindanlar ona gelecekte cennet olarak geri dönecektir.Ve her ne kadar seçilmiş bir kul olsa da,Allah'ın peygamberi olsa da Rabbi olmadan,O'nun bu kötülükleri ondan uzaklaştırması olmadan cahillerden olacağını söylüyor.
 Rabbi onun duasını kabul etti de kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Herşeyi duyar O, herşeyi bilir. Yusuf/34
 İşte siz gerçek bir müslüman duruşu sergilerseniz herşeyi duyan ve bilen Rabbiniz dualarını kabul eder de size kurulan tuzakları sizden uzaklaştırır.Sadece bu da değil,Rabbi ona olayları(rüyaları) yorumlama yeteneği,hükmetme yeteneği ve ilim verdi(12/6,12/22).Ve o ayetlerde görüldüğü üzere zindanda bile elçilik görevini yerine getirdi." Nasıl zindana düşerim" yahut "Zaten zindandayım" deyipte görevden kaçmadı,o zaten zindanı sevimli bulmuştu bunlardan.

Kral dedi: "Yûsuf'un nefsinden murat almak istediğinizde, derdiniz ne idi?" Dediler ki: "Allah şahit, biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz." Aziz'in karısı dedi ki: "İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül eğlendirmek istemiştim. O, özü sözü doğru insanlardandı."(Yusuf şöyle devam etti) “O (kadının kocası)bilsin ki yokluğunda ona hainlik etmedim. Allah, hainlerin oyununu hedefine ulaştırmaz.”"Nefsimi ak pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir.Yusuf 51-52-53 
Bugün biz toplumumuzda edep,ahlak,iffet kavramlarının kaybolduğunu görüyoruz.Kadınlar ve erkekler vücutlarını hiç tanımadığı insanlara teşhir ediyor.Üstelik bunu yapmazsanız size "yobaz" "gerici" etiketlerini yapıştırıyorlar.Onlara dayatılan bu teşhirciliği "moda" kavramıyla bize süslü göstermeye çalışıyorlar.Sadece teşhircilik değil zihinsel ve fiziksel tacizde toplumda normal seviyelere gelmiş hatta bireyler bu olaylarla karşılaşmaktan gurur duyar olmuşlar.Ne yazık ki müslümanlar olarak Rabbimizin emirlerini arkaplana atıp,modern (!) toplumun bize verdiklerini hayat felsefemiz yapıyoruz.Müslümanlık kavramının içini boşalttık , hani müslüman " teslim olan " demekti,Biz nasıl Allah'a teslim olanlarız,teslim olmak onun emirlerine riayet edip attığımız, her adımda " Rabbim ne der acaba ? " diye düşünmek değil mi ? Yusuf peygamberin örnekliği önümüzde dururken,günümüz müslümanlarını hangi tarafa koyacağız ?

Artık silkelenip Kitabımızı okumak ve Rabbimizi hayatımızın  merkezine koymak O'na dayanıp,sığınmak zorundayız.Bu bizim hem bu dünyada hem ahirette kutuluşumuz olacaktır.Rabbimiz bizi salih kullardan ve takvada üstün olan kullardan eyle,günahlarımızı bağışla,yanımızdaki cin ve insan şeytanlardan Sana sığınırız,şüphe yok ki Sen herşeyi gören,işiten ve bilensin.

24 Mayıs 2017 Çarşamba

ALLAH'a inanmak yeterli mi? Mekkeli müşrikler de ALLAH'a inanıyorlardı


Kitabımızın ilk muhatabı olan Mekke toplumunu ne kadar biliyoruz ? Hem onları hem onlardan sonra gelen tüm insanlığı uyaracak olan bu ilahi(tanrısal) mesajın en temel amaçlarından biri olan şirki ortadan kaldırma ve Yaratıcı'ya bir olarak inanmaya yönelik söylemlerini okuduk mu ? Okuduklarımızın ilk muhatabı bizmiş gibi kendimizi sorguladık mı ? Peki İlah nedir? İlah nedir ki şirk ne olsun? Şirkin ne olduğunu bilmeden şirk koşup koşmadığımızı nasıl anlarız ? 

Tüm bu sorulara cevap bulmaya çalışağız,ALLAH'ın izniyle.

Toplumumuzda hatta İslam aleminde önemli bir kesim Mekkeli müşriklerin putlara taptığını,ALLAH'ı inkar ettiğini sanıyorlar.Böyle inanınca da kendini temize çıkaracaklarını sanıyorlar.Ve artık kendilerini sorgulanamaz birer "Müslüman" (teslim olan) olarak görüyorlar.Bu yanlış zannın en büyük sebebiyse Kur'an'dan uzaklaşmaktır.

" Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular." 25:30(Furkan)

İşte Muhammed Peygamberin (esenlik onun üzerine olsun) şikayeti Kur'an'ı terkedenler ve ondan uzaklaşanlara karşı olacaktır.Rabbimiz bizi Elçimizin şikayet ettiği o kullardan eyleme.

İşin aslını,Mekkeli müşriklerin,Cahiliye Araplarının dinini öğrenmek istiyorsak rehberimiz Kur'an olmalıdır.


Onlara, “Gökleri ve yeri kimin yarattığını, güneşe ve aya kimin boyun eğdirdiğini” sorsan, kesinlikle “Allah” diyecekler. Nasıl döndürülüyorlar? 29 : 61 (Ankebut)

Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle “Allah” diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl da döndürülüyorlar! 43:87 /Zuhruf  


De ki; biliyorsanız söyleyin; “Bu yer ve üstündeki canlılar kimindir?” "Allah'ındır!" diyecekler. De ki: "Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?"de ki: "Hem yedi göğün, hem de mutlak hükümranlık tahtının yegane Rabbi kimdir?" “Allah'tır” diyecekler. “Öyleyse sakınmıyor musunuz?” de!De ki, biliyorsanız söyleyin: “Her şeyin yönetimi elinde olan, koruyan ama korunmaya ihtiyacı olmayan kimdir?” “Allah’tır” diyeceklerdir. De ki: “O halde nereden büyüleniyorsunuz?” 23:84-89 (Mü'minun)

Onlar Yaratıcı'nın ALLAH olduğunu biliyor ve hükümranlığın onun olduğuna inanıyorlardı.

"Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan; “Allah”tır derler. De ki: “Övgü, Allah'a aittir. Ama onların çoğu bilmiyorlar.”  31:25 (Lokman)
Burada çok ilginç bir uyarı geldi.Onlar sana ALLAH'ın gökleri ve yeri yarattığına inandığını söylüyorlar sen de şunu söyle : "Övgü ALLAH'a aittir." ancak onların çoğu bunu bilmezler.Neyi bilmiyorlar? İşte ilginç dediğim kısım bu övgünün,hamdin,yüceltmenin yalnızca ALLAH'a ait olduğunu anlamaz ve bilmezler.

Sor: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya o işitme gücünün ve gözlerin sahibi kim? Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor iş ve oluşu?" Hemen, "Allah!" diyecekler. De ki: "Hâlâ kendinize gelmiyor musunuz?"  10: 31 (Yunus)
"De ki: "Göklerden ve yerden sizi kim rızıklandırıyor?" De ki: "Allah! O halde biz yahut siz ya tam hidayet üzerindeyiz yahut açık bir sapıklık içinde." 34:24 (Sebe)

Sizde aynı inançtasınız bizde, o halde hangimiz doğru yoldayız.O halde işler ALLAH'a inanmakla bitmiyor.Peki nasıl olacak ,şimdi daha iyi anlayacaksınız.İşte onlarla ayrıştığımız nokta ; 

"Destek almak için Allah ile aralarında bir takım ilahlar edindiler" 19:81 (Meryem)
"Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah’ın yakınından tanrılar edindiler." 36:74 (Yasin)
Bu çevirileri ilk defa görüyor olabilirsiniz,ancak en doğru çeviriler şahsımca bunlardır.Ayette geçen "min dunillah" ifadesi malesef ALLAH'tan başka olarak çevriliyor,ilk anlamı değil ama daha sonraki bir anlam olarak kullanılabilir,ancak bu ne bağlama uygundur ne de müşriklerin inancına(çünkü ALLAH'a inanıyorlar).Arapçada ALLAH'tan başka ifadesini kullanmak isterseniz "gayrillah" dersiniz(bu ifadeyi birebir olarak Nisa:82,Bakara:173,Hacc:30 ayetlerinde görebilirsiniz orada da ALLAH'tan başka diye çevirildiğini göreceksiniz).Halihazırda gayri kelimesi Türkçemize de geçmiş kelimedir ve başka,diğer (TDK) gibi anlamlara gelir. Baktığınız birçok mealde ortak bir görüş olması onun doğru olduğu anlamına gelmez,gerçek bir müslüman hakikatin toplulukla, kafa sayısıyla belirlenemeyeceğini bilir.Bu hususta en titiz ve doğru çeviriyi Süleymaniye Vakfı ve Abdulaziz Bayındır yapmaktadır.Daha açıklayıcı olması açısından bu videoyu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.


Şimdi daha detaylı onların neleri ilah edindiğini ve bu ilahları hangi sıfatları yüklediklerini inceleyelim böylelikle ilah edinmenin , şirk koşmanın ne demek olduğunu çok daha iyi kavrayacağız.

"Bilin ki Allah’ın dini, katkısız dindir. Allah ile aralarına dostlar koyup onlara sarılanlar derler ki “Bizim bunlara kulluk etmemiz, sırf bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diyedir.” Allah, onların tartışıp durdukları her konudaki hükmünü, onların yüzüne karşı verecektir. Allah, yalancı ve nankör (kafir) olan birini yoluna kabul etmez." 39:3 (Zümer )

Onlara: “Gökleri ve yeri, kim yarattı?” diye sorsan kesin olarak “Allah” derler. De ki “Allah ile aranıza neyi koyup yalvardığınıza baktınız mı? Allah bana bir sıkıntı vermek istese, onlar bu sıkıntıyı fark edebilirler mi? Ya da bana iyilik etmek istese, onlar, O’nun bu iyiliğini önleyebilirler mi?” De ki “Allah bana yeter. Kendilerine dayanak arayanlar O’na güvenip dayansınlar.” 39:38(Zümer)

Kendilerine zarar vermeyecek, fayda da sağlamayacak olan şeyi Allah ile aralarına koyup kul olurlar. Bir de derler ki “Bunlar Allah’ın yanında bizi yanına alacak (şefaat edecek) olanlardır.” De ki “Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, onların ortak saydıklarından uzak ve yücedir.” 10:18 (Yunus)


Allah’tan önce başka ilahlara tutunur muyum ben? Rahman bana bir zarar vermek istese onların şefaati işe yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar. 36:23 (Yasin)


 Çevrenizdeki nice kentleri de etkisizleştirmişizdir. Halbuki yanlışlarından dönsünler diye onlara ayetlerimizi değişik biçimlerde anlatmıştık.Kendilerine daha yakın görerek, Allah ile aralarına koydukları ilahları (tanrıları) onlara yardım etseydi ya! Ama hiçbiri ortaya çıkmadı. Başlarına gelen, yanlış yollarının ve yaptıkları iftiranın sonucudur. 46:27-28 (Ahkaf)

İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Öyleyse Allah’ın yakınından ortaklara yalvaranlar neyin peşindedirler? Onların peşine takıldığı sadece kuruntudur. Onlar sadece yalan söylerler. 10:66 (Yunus)

İşte ALLAH'ın yakınından , astından ilah edindiklerinden beklentilerinin neler olduğunu görüyoruz.

1. Kendilerini ALLAH'a yaklaştırmaları için
2. Yardım dilemek,çağırmak için
3. ALLAH katında şefaatçi olmaları için

Büyük bir ihtimalle bu kişiler kendilerini ALLAH'tan direk isteyemeyecek seviyede birer kul olarak görüyorlardı.Araya koydukları veliler(dostlar) ALLAH'a daha yakın olduğunu düşündükleri kişilerdi.Putlar ise sadece bunları simgeleyen taşlardı.Nerden mi biliyorum ?

Allah ile aranıza koyup çağrıda bulunduklarınız sizin gibi kullardır. Dedikleriniz içinize yatıyorsa onlara seslenin de size cevap versinler. 7:194 (Araf)

İşte ayet ile delili aralarına koydukları kişilerde esasen ALLAH'ın bir kulu,hem de aynı onlar gibi.Bu hususta Saadettin Merdin şunları söyler ; 

Onlar bu ilahların / kimselerin Allah’ın ulûhiyetinden az-çok hisse sahibi kimseler olduğunu düşünüyorlardı. Bu yarı ilahların Allah ile münasebeti olduğunu, O’nun katında yüksek bir mevkii olduğunu, dolayısıyla onların dualarının red olunmayacağını, şefaatlerinin, tavassutlarının /aracılıkların kabul edileceğini düşünüyorlardı. Kuran’da onlarca yerde putlar için “men, ellezîne, hüm” gibi akıllı varlıklar / insanlar için kullanılan zamirler, ism-i mevsullerin kullanılması, onların taş, ağaç parçası olmadığının, ölü veya diri putlaştırılan insanlar, ya da onların ruhları / ruhaniyetleri olduğunun en büyük kanıtıdır. (1)


Allah ile arasına koyarak, (mezardan) kalkış gününe kadar cevap vere­meyecek kimselere çağrıda bulunandan daha sapık kimdir? Bunlar, on­ların çağrısın­ın farkında olmazlar.  46:5 (Ahkaf)
Kimdir daha sapık ? Kimden ? ALLAH ile arasına koyarak,direkt ALLAH'tan istemeyerek,ALLAH kendisinin çağrısına ibadet etmeyecekmiş gibi birilerini aracı kılarak Kıyamete,yeniden diriliş gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimselere (akıllı varlık) çağrıda,duada bulunandan daha sapık.Kıyamete kadar yani bir ölüden,aciz toprağa karışmış bir ölüden istiyorlar neden çünkü ruhun hala yaşadığına ve aralarında bulunduğuna inanıyorlar.Bu tam olarak Animizm'dir.Animizm'de bedenler ölsede bedenden çıkan ruh hayatını devam ettirir,yeryüzünde dolaşır,insanları duyar,görür,ALLAH tarafından ona bir tasarruf/yetki verilmişse yeryüzündeki bazı şeyleri o halleder(savaşlarda yardım etmek,Türkçe olimpiyatlarında aralarında bulunmak,uçak türbülansa girdiğinde yetişip alttan desteklemek gibi).Ek bir bilgi olarak şunu da alıntılıyorum ;

Öte yandan Türklerde ruhların ölmezliği düşüncesi hâkimdi. Onlar ölmüş atalarının ruhlarını öteki dünyadan zaman zaman geri dönerek çadırlarının çevresinde dolaştıkları ve geride kalanlara da iyilik ve kötülüklerinin dokunabileceği inancındaydılar.  Bundan dolayı Türkler ruhların kötülüklerinden korunmak, destek ve himayelerini kazanmak ve onları memnun etmek için bazı faaliyetler gösteriyorlardı. Bu faaliyetler toprağın altında mezar odaları yapmak, yemek vermek, kurban kesmek gibi adetlerdir. Türklerde atalar kültünün bir diğer tezahürü de ‘kurt’a duyulan saygıdır. Mesela Göktürk Türeyiş Destanı’nda kurt hem kurtarıcı hem de ata durumundadır.10 Bugün de Türk milletinde bozkurt’a ve ölen büyüklerine duyulan yüksek saygının temelleri daha bu inancın oluştuğu zamanlarda atılmıştı. Günümüzde ölmüş büyükler için mezar ziyaretlerinin yapılması, mevlit okutulması, yemek ve helva dağıtılması v.b uygulamalar İslam inançlarıyla da sentezlenerek günümüze kadar son halini almıştır.(2)
Ayetleri görmezlikten gelenler (kâfirler), benimle kendi aralarına dostlar (veliler) olarak kullarımı koyacaklarını mı sanıyorlar? Biz cehennemi, o kâfirlerin konak yeri yaptık. 18:102 (Kehf)

Allah ile aralarına koyarak yardıma çağırdıklarının hiçbiri bir şey yaratamaz. Zaten kendileri yaratılmış durumdadırlar.Onlar birer ölüdür, diri değillerdir. Ne zaman diriltileceklerinin de farkında olmazlar.Tanrınız tek bir tanrıdır. Ama, âhirete inanmayanların kalpleri inkâr etmektedir. Onlar büyüklük taslarlar.16:20-22 (Nahl)
Durum böyle iken Allah ile aralarına koydukları ilahlara tutundular. O ilahlar bir şey yaratamazlar, çünkü kendileri yaratılmıştır. Kendilerine zarar vermeye veya yarar sağlamaya bile güçleri yetmez. Onlar; ölüm, hayat ve tekrar diriltme konusunda da bir yetki sahibi değillerdir 25:3 (Furkan)

Bu ayetlerle de görülüyor ki araya koyup dua ettikleri,yardım istedikleri,şefaat bekledikleri,ALLAH dostu görüp kendilerini de ALLAH'a yaklaştıracaklarına inandıkları kimseler birer kuldur ve ölüdür,bunların hiçbir yetkisi/tasarrufu da yoktur.Durum böyle iken onlar tamamen zan ile iman ve amel ederek sapkınlardan oldular.Halbuki ellerinde buna dair bir delil yoktu.

De ki “Allah ile aranıza koyarak çağrıda bulunduklarınızın ne olduklarına baksanıza! Gösterin bana, yer­yüzünde neyi yaratmışlar? Yoksa göklerde bir payları mı var? Söyledikleriniz içinize yatıyorsa bu konuda bana, daha önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kırıntısı getirin.” 46:4 (Ahkaf)


Bugüne dönecek olursak hala bazı insanlar Evliyaullah dedikleri uçan,kaçan,aynı anda onlarca yerde olan,çağrılınca gelen,ALLAH'ın kendilerine yetki verdiğini iddia ettikleri bir takım ölüler aracılığıyla ALLAH'a şirk koşmakta.Üstelik bu kişiler İslami ilimlerin hemen tamamında yetkin kendini geliştirmiş bu ayetleri ezbere bilen kişilerdir.Ancak temiz bir akıl ve kalp ile süzüp temizlemedikleri zanni bilgiler onların imanlarını alt üst etmiş durumda.Yalnızca bu kişiler de değil,halktan ciddi bir kesim türbelerde mezarı bulunan bir takım ölülerden yardım istemekte,ALLAH ile aralarına onları koymaktalar istedikleri kişilerin kendisini duyamayan birer ölü olduğunu unutmaktalar
,yahut yüzü suyu hürmetine ALLAH'tan isteyerek farkında olmadan yalnızca ALLAH'tan istemeyip haşa torpil yapar gibi araya bir aracı koymaktadırlar.

Bu yazımda "ilah" ve "şirk" kavramlarını işlemeye çalıştım.Bir sonraki yazımda ALLAH'ın izniyle " Rab edinmek " konusunu işlemek istiyorum.ALLAH ( tüm hamdler/övgüler ve şükürler O'na aittir. ) bizi kendisine ortak koşmadan iman eden,salih ameller işleyen,kendisinden çokça sakınan,teslim olmuş kullarından eylesin.

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız; size gökten ve yerden rızık veren Allah'tan başka bir yaratan mı var? O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz? 35:3 (Fatır)  


Kaynakça 

1)http://www.saadettinmerdin.com/genel/60-rasulullahin-sefaati-var-mi.html

2)https://tarihsayfasi.wordpress.com/2009/07/14/eski-turk-dinine-genel-bir-bakis [İçeriğin kendisinde bulunan 10 nolu kısım ; Salim KOCA , Türk kültürünün Temelleri II, Trabzon , 2000, s. 173]